TARİHİ GERÇEKLER
Bu yazıyı Kemal Anadol’un bir internet sitesinde “Çal Müftüsü” adlı yazısına cevaben yazıyorum.
Aslında söze şöyle başlamak en doğrusu
“Çamur at izi kalsın”
Bu söze en güzel cevap
“Güneş Balçıkla sıvanmaz” olmalıdır herhalde.
Müslüman Türkler için, İslam, devlet ve yeni kurulan Türkiye Cumhuriyeti’nde, bilinçli ve bilinçsiz tarihi çarptırmalar.
Ne diyor Kemal Anadol; Çal müftüsü Ahmet İzzet Çalgüner milli mücadeleyi desteklemiş.
Ama İskilipli Atıf Hoca desteklememiş, yani vatan hainiymiş.
Ben istisnalar hariç hiçbir Müslümanın, imamın müftünün vatan haini olacağını kabul etmem.
Çünkü vatan sevgisi imandandır.
Bunu da en iyi bilen hocalar ve müftülerdir.
Burada tarihi bir yanılgı ve çarptırma var.
İstiklal harbini kazananda zaten bu Müslüman halk ve hocalardır.
Eğer o yüksek maneviyat olmasa bu harp nasıl kazanılabilirdi ki.
Ama istiklal harbi döneminde yapılan bazı uygulamalar dünyadan bir nebze haberi olan Müslümanları düşünmeye sevk etmiş.
Neydi bu düşünce
“Zaten biz dinimiz ve devletimizi kurtarmak için mücadele ediyoruz, eğer dinimiz olmayacaksa yeni bir devletin çokta bir anlamı yok o zaman savaşmakta anlamsız” düşüncesine sevk etmiştir.
Bazıları kendi gayretleri ile mücadeleye girişmiştir, bazıları yapılan mücadeleyi anlamsız bulmuş bazıları da çok iyi niyetle (ya da biraz zayıf bir dini anlayışla) mücadeleyi desteklemiştir.
Mesela İskilipli Atıf Hoca bu yapılan mücadeleyi çokta benimsemiyordu, zira yapılan uygulamaları İslam’a aykırı görüyordu.
Buna rağmen bir bildiri yayınlayan Teali-i İslam cemiyetinin bu bildirisini cemiyet başkanı olarak ret etmiştir.
Kemal Anadol o günkü İslam karşıtı görüşte olduğu için İskilipli Atıf hocayı değil de Çal müftüsü Ahmet İzzet Çalgüneri beğenmesi normaldir.
O günkü iktidar sahiplerinin meşhur istiklal mahkemeleri (üç aliler) bazı din adamlarının düşüncelerinde haklı olduğunu ortaya koymuştur.
İskilipli Atıf Hoca bildiriyi ret etmesine rağmen bu zihniyet tarafından idam edilmiştir.
Zira İslam karşıtı uygulamalara karşı önemli bir kişidir.
Zaten istiklal savaşındaki kayıplarımızdan (6 bin ila 9 bin arasıdır) daha fazla Müslümanı (20 bin kişi) üç alilerin (istiklal mahkemelerinin) astığı bilinmektedir.
Gelelim İngiliz dostluğuna, bu konu çok uzun ve meşakkatli olduğunu düşünüyorum, İngiliz arşivleri açılmadan bu konu tam bir açıklığı kavuşmayacaktır.
Şimdi şeytanın avukatlığını yapalım.
İngilizler Osmanlıyı yıkmak ve İslam ülkelerini sömürmek için her çeşit kahpeliği yapmışlardır.
Zira Osmanlıyı yıkmadan (yani hilafeti kaldırmadan) Müslüman ülkeleri sömüremeyeceklerini çok iyi biliyorlardı.
Bütün güçleri ile saldırdıkları Çanakkale’de derslerini almışlardı.
Sadece bir tereddütleri vardı oda Rusya. Rusya’nın emperyalist hayallerini ve sıcak denizlere inmek için Osmanlıyı işgal edip Akdeniz’e inme planlarından da haberdardılar.
O zaman yapılması gereken çok basitti, kendi fikirlerinde, çok güçlü olmayan (Musul Kerkük Halep ege adalarını ve kuzey Afrika’nın) elinden alındığı bir Türk devletine destek vermek.
Bunu açıktan yapamazlardı, zira yeni kurulacak devletin zayıf olması için pazarlık gücünü kaybetmemeleri gerekirdi.
Sahi tam bir devlet bile olmayan Yunan Polatlı’ya kadar nasıl geldi, niye kimse direnmedi.
Oysa bugün bile polarlıdan İzmir’e lüx otomobille bile 7-8 saatte gidiyorken nasıl oldu da o zamanki şartlarda Yunan çeteleri buraya kadar hiç dirençle karşılaşmadan gelebildi.
Sonra ne oldu da İngiliz desteği kesildi ve çil yavrusu gibi Yunan çeteleri ortada kaldı.
Altı ya da dokuz bin şehidimizin çoğu çaresiz Yunan birlikleri kaçarken kendilerini savunmak zorunda kalmış ve askerlerimiz şehit olmuştur.
Peki o günkü şartlarda ne oldu da İngilizler Sevr’de Osmanlıya çok ağır şartlar koymuşken, yeni Türk devletine bu şartları koymamışlardır.
Kimse İngilizleri yendik deyip gülünç olmasın.
Herkesin Trabzon mebusu Ali Şükrü beyi iyi bilmesi gerekir, işimize gelen tarih doğrudur anlayışını artık bir kenara bırakmanın zamanı çoktan geçmiştir.
Bu konuda söylenecek yazılacak çok şey mevcuttur. Tarih bildiğimiz gibi olmayabilir.

