1. Haberler
  2. Haber
  3. Yazarımız Abdullah Gülay ‘ın Avrupa Gezisi (Gittim, Gezdim,Gördüm, Yazdım)

Yazarımız Abdullah Gülay ‘ın Avrupa Gezisi (Gittim, Gezdim,Gördüm, Yazdım)

featured
Google'da Abone Ol service
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

İNANMIŞ VE ADANMIŞ RUHLARA İHTİYAÇ VAR
Resimler Almanya Köln Diyanet Camii önünde 15 gün önce tarafımdan çekilmiştir.

Bundan bize ne? Diye sorulursa aşağıdaki yazının okunması gerekir.

Düsseldorf havaalanı… Pasaport kontroldeyiz. Elimizde, devletler arasındaki karşılıklı güvenilir adamdır anlamında yeşil pasaport, uzatıyoruz. Polisin yüzü buz gibi…

Neden geldin? Der gibi… Derken soruyor: Niçin geldiniz?
Söylüyoruz…
Kaç gün kalacaksınız?
Söylüyoruz.
Dönüş biletini görelim.
Gösteriyoruz.
Nerede kalacaksınız?
Söylüyoruz.
Paranız var mı?
Var…
Görelim.
Gösteriyoruz…
Parmak izi alınıp fotoğraf çekildikten sonra pasaporta giriş kaşesini bize göre tepkili bir şekilde vuruyor.
Derin bir nefes alıyoruz.

*****
Dönüşte bakıyoruz. İstanbul’da pasaport kontrolü, Almanlara hürmet, güleryüz…
Ne sorgu ne sual.

E üzülüyorum…

******
Köln’deki camide 24 Mart 2026 günü cuma namazından sonra beş arkadaş avludaki geniş merdivenlerden
caddeye indik.

Tam karşımızda bir kişinin yakasında asılı, üzerinde Almanca yazıların olduğu afişle, camiden çıkan müslümanlara seslendiğini gördüm.

Afişin üzerinde haç işareti çizilmişti. Hristiyanlıkla bağlantılı olduğu belliydi. Yanımdaki arkadaşlardan Almanca’yı iyi bilenler vardı, onlara sordum;
ne diyor bu adam?

“Hristiyanlık adına gönüllü hizmet için camiden çıkan Müslümanları kendi dinine davet ediyor.”
Dediler…

Gerçek din Hristiyanlıktır, doğru yol budur, sizi Hristiyanlığa davet ediyorum.
Diyormuş…

Göğsünde asılan afişte de benzer cümleler yazıyor. Almanca bilenler tercüme edebilir.

Bu durum bize ne anlatıyor?

Gerçek anlamda inanmış, samimi, adanmış ruhlar olmalı… Okullar, camiler, üniversiteler böyle insanlar yetiştirmeli.

Avrupa’da 12 günde üç ülkeyi karadan gezdim. Açık giyinen bayan görmedim. Havanın soğuk olması nedeniyle bazı bayanların başları dahi kapanmıştı.

Herkes işinde, gücünde. Caddeler sakin, her şey yerli yerinde. Kimse kimseyi huzursuz etmiyor. Kuralları aksatan davranışlardan eser yok.

Çevre düzenlemesi harika, çöp yok, toz yok; kaldırımlar geniş ve tamamen yayalara ait. Üzerinde dükkanlara ait hiç bir malzeme yok…

Her taraf nehir ve kanal; etrafı fabrikalarla dolu. Suya bak; gözeden yeni çıkmış kadar berrak ve temiz; kenarında bir tane çöp yok!

Korna sesi yok! Nerdeyse adım başı radar, hem de radar uyarısı olmadan ve siyah renkle gizlenmiş… İtiraz yok, herkes kurallara adeta tapınmış. Uymayana ceza yağıyor…

Havaalanı hariç sokak ve caddelerde görünürde polis yok. Ancak havalanlarının iç mekânlarında ikişerli devriye, yüksek katların hakim yerlerinde tüfekli polisler bize biraz tuhaf geldi.

Televizyonlarda açık saçık görüntüler yok, gazeteler ana sayfadan tek resimle verilmiş, çoğu siyah beyaz…

Neyse, daha fazla övmeye gerek de yok, çünkü üzülüyorum.

Bu ilk gidişim değil, Avrupa’ya altıncı seyahatimdir; dokuz ülkeyi gezip inceleme fırsatım oldu; her gidişimde o ülkenin farklı yönlerini Günebakış Gazetesi’nde yazmıştım…

Yazmıştım deyince de eleştiri alıyorum. İçinde ben geçtiği için. Kardeşim sen de bir iş yap güzel olsun; yaptım de…

At, vur, övün…
Yapmadan yapmış gibi görün…
Öyle mi?
Vurursan hakkındır, övün;
En kötüsü yapmadan yapmış gibi görün!

Bizim güzel vatanımızın güzel insanlarına selam, sevgi ve saygılar sunuyor, onlardan da aynısını bekliyorum…

Neden olmasın? Bizim dinimiz İslam; temizlik, adalet, ahlâk, çalışma, tasarruf /tutum ve ibadet üzerine bina edilmiştir.

Oysa sosyal durum hiç de bunu yansıtmıyor:

Ülkemizde okullaşma oranı yüzde yüze yakındır. Yaklaşık 90.500 cami var. İlave olarak cemaatlerin eğitim kurumları var…

212.000’e yakın diyanet personeli var. İlahiyat fakülteleri, emekli imam-Hatipler var. Binlerce emekli din görevlileri var ve yüz bin eğitimci, ilaveten on binlerce emekli eğitimci mevcut.
Üniversitelerde 185.000 akademik öğretim üyesi var.

Yeter; sözün nereye geleceği anlaşılmış olmalı…

Evet… Soru şu:
Temizlikte, çalışkanlıkta, üretimde, adil ve güvenilir olmakta, adanmışlıkta, dürüstlükte, ibadette, tasarrufta neden olması gereken noktada değiliz?

Gençler deizme yönelmiş, biz vahye, Resule itaati öncelemek yerine hâlâ hadis sahihtir, değildir tartışması yapıyoruz; kurumlarda rüşvet, soygun; halkın malını götürme zirve yapmış, kimse kimseye karşı adil ve saygılı değil, gençler camilerden kafelere çekilmiş…

Ortalık açık saçık, TV dizileri evlere şenlik… Eskiden mini etek diz üstü idi, şimdi bel altı oldu! Üstler yatak kıyafetinden de öte… Bu dizileri kim yazar, kim çekimini yapar, kim neden oynatır?

Mutfakta birileri var!

Batı’da bunlar aleni değil, kablolu özel kanallarda veya gecenin geç saatlerinde sayılı yayınlarla yapılır. Çocuklar, gençler korunur. Telefon kullanımına yaş sınırı getirilmiş, getirilmeye devam ediliyor….

Türkiye’de basın ahlak yasası neden çalışmaz? RTÜK bunları görmez mi?

Biraz hafiflik olacak ama yine de yazayım; oralarda makyaj, koku, deodorant gibi kozmetik ürünlerine özel günler hariç, itibar edilmiyor. Bizde dolmuş ve toplu taşıma araçlarında kokudan seyahat edilemiyor…

Moda takibimiz kontrolden çıkmış; maliyetine bakan yok! Özenen, imrenenler isyanda… Batı’da ancak aristokrat belli kesim modaya ilgi gösteriyor.

Bizde israf korkunç derecede; Yüce Allah’ın, “Yiyin için ancak israf etmeyin….” emrine rağmen poşetler dolusu ekmek çöpe atılırken Avrupa’nın tasarruflar ülkesi olması nasıl açıklanır?

Ekmek dilim dilim ambalaj, salatalık, domates birli, ikili ambalajlanmış; herkes yeteri kadar alıyor. Mutlaka da aldığını tüketiyor…

Bizde file dolar, fazlalık çöpe gider.

Sokak yıkama gün ve saatleri gösteren tabela sokak başına monte edilmiş, o saadetderde araçlar sahipleri tarafından kaldırılılır ve belediye yıkama yapar. İtiraz yok, her araç buna uyar. Biz de uyduk; erken kalkıp aracımızı arka sokağa aldık, bitince de eski yerine…

Her gittiğimde apartmanların bodrum katlarındaki temizliğe hayran kalıyorum.

“Kele” dedikleri ve her daireye ait 8×4 ebatında ahşapla, iki parmak aralıklarla çakılmış, yerden yarım metre yüksekte, iki basamakla çıkılan 1x1m. genişliğinde, 2m. Yüksekliğinde, içinde seyahat bavulları evde saklanamayan eşyaların konulduğu, üzeri numaralı, ışıklandırılmış, asma kilitli bölümler mevcut. Zemin pırıl pırıl…

Ya çatılar?
Adeta ayrı bir mimarî ekol; bizdeki gibi merteği yatır üzerine saçı çak şeklinde değil, sanki sanat eseri…

Şimdi herkes kendi binasının bodrum katına inip baksın ve düşünsün…

İnsan düşününce soruyor: Biz neden böyleyiz? Ömrünü eğitime adamış bir kişi olarak buna çok üzülüyorum.

Bir yerlerde yanlış var.

Eğitim kurumları, eğitim müfredatı, camiler, dinî tedrisatlar, din adamları, eğitimciler, üniversiteler gözden geçirilmeli, Fulbrigyt Eğitim/ Kültür Anlaşması, Istanbul sözleşmesi ve benzeri taahhütler iptal edilmelidir. Eğitim özüne, Anadolu’ya dönmeli, yerelden evrensele yeniden yapılandırılmalıdır.

Oturup bunu ciddi ciddi düşünmeliyiz.
Devletin kurumları samimi, inanmış, adanmış uzmanların raporları doğrultusunda gerekli adımları atmalıdır.

Böyle bir komisyonunun üyesi olmayı ne kadar çok isterdim…
Abdullah GÜLAY 🌹🌙

0
mutlu
Mutlu
0
_zg_n
Üzgün
0
sinirli
Sinirli
0
_a_rm_
Şaşırmış
0
vir_sl_
Virüslü
Yazarımız Abdullah Gülay ‘ın Avrupa Gezisi (Gittim, Gezdim,Gördüm, Yazdım)

Tamamen Ücretsiz Olarak Bültenimize Abone Olabilirsin

Yeni haberlerden haberdar olmak için fırsatı kaçırma ve ücretsiz e-posta aboneliğini hemen başlat.
Giriş Yap

Avrasya Haber ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!