Ortadoğu’daki Savaşların İsrail ve ABD Tarafından Suni Olarak Çıkarıldığına Dair ABD’li Bir Yetkilinin İtirafı – 2
Ali DEĞERMENCİ
Önceki yazılarımızda Ortadoğu’daki savaşların doğal / normal sebeplerle değil, kurgulanarak, yani senaryosu hazırlanarak suni bir şekilde çıkarıldığını; faillerinin İsrail ve ABD olduğunu, İsrail’in arz-ı mev’ud hedefine hizmet ettiğini anlatmıştık. Geçen hafta da, siz kıymetli okuyucularımızla, bu gerçeği teyit ve ispat sadedinde, birçok uluslararası kuruluşta görev yapmış ABD’li üst düzey bir yetkilinin itiraf mahiyetindeki bir konuşmasının bir bölümünü paylaşmıştık.
Bu yazımızda o konuşmanın kalan kısmına yer vereceğiz.

1- İtiraf Niteliğinde Bir Konuşma
TIME tarafından açıklanan “Dünyanın En Etkili Kişileri” listesine birden çok defa giren tek akademisyen olan Amerikalı ekonomist Jeffrey David Sachs, geçtiğimiz Nisan ayı içinde Antalya Diplomasi Forumunda yaptığı konuşmasında şunları da söyledi:
“İsrail hâlâ bu savaşı kışkırtmaya çalışıyor. Yani Suriye savaşı bölgesel bir trajedinin parçası. Gazze, Batı Şeria, Lübnan, Suriye, Irak, Sudan, Güney Sudan ve Libya’da trajedi var.
Bunların hepsinde ABD hükümeti ve İsrail sorumludur. Çünkü bu savaşların hiçbiri olmak zorunda değildi. Bunların hepsi birer tercih savaşıydı. Hepsi rejim değiştirme operasyonları fikrinden doğdu. ABD hangi ülkede hangi rejimin olacağına karar verecekti.
Eğer dış emperyal güçler, örneğin ABD, bu bölgede şartlarını dikte etmeye devam ederse asla barış olmayacak. Barışın tek yolu, bu bölgenin geleceğine kendisinin karar vermesidir, dış güçlerin değil.
Ve İsrail bu savaşları tek başına yürütemez. Bunlar Amerikan savaşlarıdır. ABD finansmanı sağlar, askerî desteği verir, deniz desteğini verir, istihbarat operasyonları sağlar, mühimmat sağlar.
İsrail, ABD’nin desteği olmadan bir gün bile savaşamaz. ABD’nin desteği olmadan İsrail’in Gazze soykırımı mümkün değil. Sadece siyasi değil, doğrudan ve günlük operasyonel işbirliğinden bahsediyorum.
Bu sona ermeli. Bu bölge 100 yıldır bölünmüş durumda. Önce Britanya, sonra ABD tarafından. Ve bu hâlâ devam ediyor. Hemen yanımızda, bugün bile insanlar umarsızca, pervasızca öldürülüyor. Çünkü ABD bu işin araçlarını sağlıyor. İşte Suriye’de olan budur.
ABD tarafsız mı?
Hiç sanmıyorum.
ABD bu işin baş aktörüdür.
Bu arada şahsen biliyorum, 2012’de BM Genel Sekreteri, Kofi Annan’ı Suriye’de barış için özel elçi olarak atamıştı. Annan’ı çok severdim, Ban Ki-Moon’u da. İkisiyle de çalıştım.
Annan 2012 yılında bir anlaşma ayarladı. Suriye’de barış için bir anlaşma yaptı. Peki, neden gerçekleşmedi? Tüm taraflar barışa razı olmuştu. Sadece bir tanesi hariç… Kelimenin tam anlamıyla sadece bir ülke: Amerika Birleşik Devletleri.
ABD dedi ki, “Beşar Esad gitmediği sürece barış olmayacak!” Diğer taraflar, “Hayır bu şekilde belirleyemezsiniz. Belki bir süreç olur, belki seçimler yapılır.” dedi, “Belki iki yıl, belki üç yıl sürecek bir geçiş dönemi olur.”
ABD dedi ki: “Hayır, Esad ilk gün gitmeli, yoksa engelleriz.”
Ve bu yüzden Annan, bir barış anlaşması müzakere etmiş olmasına rağmen görevinden istifa etti.
O zamandan bu yana 500 bin kişi öldü. Bu tür suçların normalleşmesine izin vermemeliyiz.
Bu bölge 30 yıldır aralıksız savaş halinde. Aslında bence en az 57 yıldır, yani Altı Gün Savaşı’ndan beri. Çünkü uluslararası hukukun dürüst bir muhasebesi yapılmadı, dürüst diplomasi olmadı. Sürekli bir askerileşme süreci yaşandı. Ve biz bu bölgede derhal barışı sağlayabiliriz.
Bence gereken tek şey, ABD’nin Filistin’in BM’nin 194. üye devleti olmasını veto etmeyi bırakmasıdır. Bu, temelde bölgenin tamamını normalleştirecek ve bu savaşlar sona erecektir.
Ancak İsrail, ABD politikasını kontrol ediyor ve diyor ki: “Hayır, daha büyük İsrail istiyoruz.” Suriye’de istiyor, Lübnan’da istiyor, Batı Şeria’da istiyor, Doğu Kudüs’te istiyor, Gazze’de istiyor.
Ve bu bitmedikçe barış olmayacak.
ABD tarafsız mı?
Elbette hayır! Bu savaşın en büyük faili 14 yıldır ABD’dir.”
2- Bu Konuşmanın Verdiği Mesajlar
Konuşmadaki mesajları maddeler halinde sıralamaya çalışalım:
1- ABD’li konuşmacı Jeffrey David Sachs, savaşı kışkırtanın, bölgede yaşanan trajedilerin failinin İsrail olduğunu söylüyor. Bunu zaten bütün dünya kamuoyu bilmektedir.
2- Ortadoğu’daki diğer savaşların sorumlularının da ABD ve İsrail olduğunu ifade ediyor ve şu önemli tespiti yapıyor:
“Bu savaşların hiçbiri olmak zorunda değildi. Bunların hepsi birer tercih savaşıdır.”
Yani bu savaşlar bir ideoloji uğruna planlanmış ve başlatılmıştır.
3- Bu savaşların hepsinin bölgedeki ülkelerin rejimlerini değiştirme fikrinden doğduğunu, İsrail’in hedeflerine hizmet doğrultusunda hangi ülkede hangi rejimin olacağına bizzat ABD’nin karar verdiğini, bu süreç böyle işlediği müddetçe bölgede asla barış olamayacağını ifade ediyor.
Ortadoğu’da niçin barış olmadığını ve bu gidişle de olmayacağını şimdi anlıyor muyuz?
4- Konuşmacı Ortadoğu’da barışın nasıl tesis edileceğini de şöyle ifade ediyor:
“Barışın tek yolu, bu bölgenin geleceğine kendisinin karar vermesidir. Dış güçlerin değil.”
Bu tespitin ne kadar önemli olduğunu her aklıselim teslim eder.
Evet, bölgedeki huzursuzluklar, bölge ülkelerinin ABD ve müttefiklerine bağımlı halde olmalarından, bağımsız bir siyaset izleyememelerinden kaynaklanmaktadır.
5- İsrail bu savaşları tek başına yürütebilecek güçte değildir. Bunlar ABD’nin savaşlarıdır. Konuşmacı bu gerçeği şöyle ifade ediyor:
“ABD finansmanı sağlar, askerî desteği verir, deniz desteğini verir, istihbarat operasyonları sağlar, mühimmat sağlar.
İsrail, ABD’nin desteği olmadan bir gün bile savaşamaz. ABD’nin desteği olmadan İsrail’in Gazze soykırımı mümkün değil.”
İsrail, ABD’nin desteği olmadan bir gün bile savaşamazsa, o halde Gazze soykırımının arkasındaki asıl gücün ABD olduğu ortaya çıkmıyor mu?
Hele şu ifadeye ne demeli:
“Sadece siyasi değil, doğrudan ve günlük operasyonel işbirliğinden bahsediyorum.”
Daha ne desin?
ABD’nin fiilen savaşın içinde olduğu bundan daha açık nasıl anlatılabilir?
Demek ki bazı çevrelerin vermeye çalıştığı hava gibi, ABD İsrail’e sadece dışarıdan bir miktar destek vermiyor; bu savaşları bizzat ve fiilen kendi yürütüyor.
“Operasyonel işbirliği” bunu gösteriyor. Her şey açık değil mi?
6- Ortadoğu’da yüz yıldır devam eden bu savaşların nasıl sona erdirileceğine dair şu sözler ne kadar da önemlidir:
“Bu bölge 100 yıldır bölünmüş durumda. Önce Britanya, sonra ABD tarafından. Ve bu hâlâ devam ediyor. Hemen yanımızda, bugün bile insanlar umarsızca, pervasızca öldürülüyor. Çünkü ABD bu işin araçlarını sağlıyor. İşte Suriye’de olan budur.”
Ve şöyle devam ediyor:
“ABD tarafsız mı? Hiç sanmıyorum. ABD bu işin baş aktörüdür.”
7- Konuşmada, Suriye’de BM görevlileri aracılığıyla iki tarafı uzlaştırarak barış anlaşması imzalanması noktasına gelindiğinde ABD’nin buna engel olduğu şöyle ifade ediyor:
“…Peki, bu barış neden gerçekleşmedi? Tüm taraflar barışa razı olmuştu. Sadece bir tanesi hariç. Kelimenin tam anlamıyla sadece bir ülke: ABD. ABD dedi ki, Beşar Esad gitmediği sürece barış olmayacak… O zamandan bu yana 500 bin kişi öldü. Bu tür suçların normalleşmesine izin vermemeliyiz.”
Bu ifadeler de ABD’nin Ortadoğu olaylarında dıştan destekçi olarak kalmadığını, işin merkezinde olduğunu gösteriyor.
Peki ama “Bu tür suçların normalleşmesine izin vermemeliyiz.” diyerek ülkesini savaş suçlusu gösteren ABD’li bu yetkili, bu ifadeleri neden ve nasıl kullanmaktadır? Bunu ayrıca değerlendireceğiz. Burada bizi ilgilendiren asıl mesele, itiraf edilen gerçeklerdir.
8- Bölgenin derdini yüreğinde hisseden biri gibi konuşan bu şahıs, adeta bölge ülkelerine / İslam coğrafyasında kurulu devletlere yol göstererek şöyle diyor:
“Bu bölge 30 yıldır aralıksız savaş halinde. Aslında bence en az 57 yıldır, yani Altı Gün Savaşı’ndan beri. Çünkü uluslararası hukukun dürüst bir muhasebesi yapılmadı, dürüst diplomasi olmadı. Sürekli bir askerileşme süreci yaşandı. Ve biz bu bölgede derhal barışı sağlayabiliriz.”
9- Çözümü de şöyle gösteriyor:
“Bence gereken tek şey, ABD’nin Filistin’in BM’nin 194. üye devleti olmasını veto etmeyi bırakmasıdır. Bu, temelde bölgenin tamamını normalleştirecek ve bu savaşlar sona erecektir.”
Konuşmacı burada dolaylı olarak BM’nin yapısına da işaret etmiş oluyor.
Beş daimi üyeden biri ve belki de en güçlüsü olan ABD’nin BM’yi kendi ideolojik ilkeleri uğruna kullanmasına; Filistin’in tabii hakkı olan üyeliği veto etmesine dikkat çekerek BM’deki çarpık yapıyı da gözler önüne sermiş oluyor.
İşte bu çarpık yapı sebebiyledir ki Ortadoğu’da, İslam dünyasının göbeğinde bir millet katledilmekte ve terörist faaliyetler bütün bölge ülkelerini tehdit etmektedir.
Burada konuşmacının “Bu savaşlar çıkmak zorunda değildi. Bunlar tercih savaşlarıdır.” sözünü bir kez daha hatırlatmak isteriz.
10- Bölgedeki savaşların sürüp gitmesinin, bir türlü sona ermemesinin sebebi de şöyle ifade ediliyor:
“Ancak İsrail, ABD politikasını kontrol ediyor ve diyor ki: “Hayır, daha büyük İsrail istiyoruz.” Suriye’de istiyor, Lübnan’da istiyor, Batı Şeria’da istiyor, Doğu Kudüs’te istiyor, Gazze’de istiyor.
Ve bu bitmedikçe barış olmayacak.
ABD tarafsız mı?
Elbette hayır! Bu savaşın en büyük faili 14 yıldır ABD’dir.”
Yoruma ne hacet. Her şey gayet açık ve net değil mi?
Şimdi itiraf niteliğindeki bu konuşmadan sonra cevaplanması gereken şu iki soruyla karşı karşıyayız:
Bir: ABD’li bu yetkili böyle bir konuşmayı neden yapmıştır?
İki: Ortadoğu’da kalıcı bir barışın temin ve tesisi için neler yapılmalıdır?
Gelecek yazımızda bu iki sorunun cevabı da dâhil olmak üzere bir değerlendirme yapacağız.
Konuşmanın videosu şu linkten izlenebilir:
https://www.instagram.com/reel/DIaDcEIo2AN/


