IRAK’I ÇALDILAR SIRA İRAN DA

Dünden beri sosyal medyada; Amerika veya İsrail’in attığı füzeler ülkelerine, yaşadıkları şehirlere düşerken sevinen çocukları, cadde ortasında şarkılar söyleyip dans eden İranlı yetişkinleri izliyoruz. Bir mahalleye, birkaç kilometre öteye bomba düşerken “I love Trump” diye slogan atan gençlerden söz ediyorum.
İran rejimi ne kadar baskıcı ne kadar totaliter, halkını ne kadar kısıtlayan bir anlayışta olursa olsun, İsrail ve Amerika bombardımanını alkışlamak, devletle toplum arasındaki bağların koptuğunu gösteriyor.
Hızla yayılan sevinç görüntüleri, bir anda “işgal girişiminin” en etkili silahlarından biri haline de geldi. “Halk memnun” algısı, İran’a yönelik saldırıları meşrulaştırdığı gibi, okul bahçesindeki bir çocuğun attığı o slogan bir kelebek etkisine de dönüşebilir.
Çünkü dolaşımdaki görüntüler, İran rejimi için cephedeki savaştan çok daha ürkütücü.
İzlerken kendi kendime şöyle dedim: İsrail, Tahran ve çevresine ektiği zehir tarlalarından mahsul topluyor.
Amerika, İran’ı Hamaney’den değil de birkaç kilometre ötesine düşen füzeleri görünce cadde ortasında dans eden o 60 yaşlarındaki kadından teslim alıyor adeta.
Bu sahneler bana ve birçok kişiye 9 Nisan
2003 gününü hatırlatıyor. Bağdat’ta, Firdevs Meydanı’nda Saddam Hüseyin’in 12 metrelik heykeli Iraklı bir grup tarafından balyozlarla parçalanmaya çalışılmış ve kameralar önünde yere devrilmişti. O görüntüler dünya televizyonlarında Irak halkının “özgürlük anı” olarak servis edilmişti. Oysa Saddam henüz teslim alınmamıştı.
İşte o gün elinde balyozla heykelin yıkılmasına katılan Iraklı Kadim Şerif Hasan el Jaburi, yıllar sonra aynı meydandan geçerken şunları söylemişti: “Amerikalıların Bağdat’ın çevresine yaklaştığını duyduğumda çok mutlu oldum. Elime bir balyoz alıp, meydanın yolunu tuttum. Heykele vurmaya başladım, onu yıkmak istiyordum. Şimdi acı ve utanç hissediyorum. Saddam gitti, onun yerine bin Saddam geldi. Irak bizden çalınmış gibi hissediyorum.”
Bugün İran sokaklarından yansıyan görüntülere bakarken insanın zihnine şu düşüyor: O çocuklar ve ömrü yeterse o 60 yaşlarındaki kadın, yıllar sonra “Hamaney gitti, yerine bin Hamaney geldi” demek zorunda kalırlar mı?
Not: Yazıyı, İran dini lideri Ayetullah Hamaney’in öldürüldüğünün açıklanmasından saatler önce yazıp, gazeteye göndermiştim.

