GUMUL GIRMA AYLARI

Ekinler doruk atmış, Kelleler püskül sarartmıştı.
Fidan boylarındaki çatallı simge rayihasını çevreye salmıştı.
Tarih, 60 lı yıllardı ve Karadeniz’de herkesin 3- 5 dönüm mısır tarlası ekilip biçiliyordu.
Bunun için, yaygın olan ırgatlık, devam ediyor, komşu dayanışması, alınlardan dökülen ter’e karışıyordu.
Öyleki;
Mart ayında, Gostel ( mısır sapı ) yakmakla başlayan mısır üretim macerası, 7 aylık süreçte, Kemre ( gübre )taşıma, yayma, belleme, vol kırma, ekme, seyrekleme, ayıklama, ikileme ve rüzgardan kurtarabilirsen GUMUL kırma aşamasına geçiliyordu.
Püskülü beyaz olan taze mısır, sararmış olan ise , olgun Kelle olarak kırılıyor, sırtta taşınan arka sepetine dolduruluyor, rampalardan Hasbinallahü çekerek, Serander’e taşınıyordu.
Çocuklarsa, püsküllerden bıyık yapıyor, aynada kendilerini görünce , Herif sanarak gülüşüyordu.
Mahalle gençleri ise, sarı püskülleri sigara yapıp, dumanını tarlaya üflüyordu.
Aslında, bizde Alaf bağlarının çatılmasına verilen Kumul adı, Arabistandaki ‘Kum fırtınası’nın oluşturduğu tepeciklerden geliyordu.
Zaten, sözcüğün kökünde’de Kum vardı.
Sonbaharın sararan çehresinde, uğuldayan rüzgarın gazabında, tepede uğursuzca Gak’layan Karganın endişesinde , Peştemalli , Keşanlı anneler, ha gayret diyerek, Alafları bağlıyor, mısırları taşıyor, yapılan Kumulları bir ay bekletip , kar yağmadan, ineklere sıcak Yal yemeği için , tarla başında Yığın yapıyordu.
Zira, onlarda sütü bedava vermiyordu ve yavan yiyecekler yüzünden, attığı ‘ Çifte ‘,anneyi sakat bırakabilirdi.
Ve yine, ırgatlıkla toplanan komşular, yer evine serilen mısırları, atma türkü ve mâniler eşliğinde, ayıklıyor, közde kızaran tazelerin patlama sesi, Donanmayı aratmıyordu.
Ve şimdi,
okulların kapatılmasıyla başlayan şehre göç furyası, malesef, o altın sarısı mısır tarlalarını , terkedilmiş verimsiz arazilere bırakıyordu.
Yeni nesil ise, Mısır’ı görmek için, Google’den Kuzey Afrika’yı tıklıyordu !!!
Mustafa MAZLUM

