SAYGIYI KAYBETTİK !
Toplumsal yaşamanın temel kaideleri, dinamikleri, usul esasları vardır. Bazıları yazılı bazıları dededen toruna genetik kodlarla gelir, örf adetlerle gelir, gelenek göreneklerle gelir.
Geçmişten örnek verecek olursak, Cihan İmparatorluğu Osmanlı’da bir evin penceresinde kırmızı çiçek varsa o evde evlenme çağında bir kız olduğu anlaşılırdı. Bu yüzden sokaktan geçenler daha edepli, saygılı konuşmaya dikkat ederdi. Eğer pencerede sarı çiçek varsa o evde hasta biri olduğu bilinirdi. Seyyar satıcılar bağırmaz, komşular da sessiz olmaya özen gösterirdi. Evlerin kapısında 2 farklı tokmak bulunurdu. İnce olanı kadınlar, kalın olanı erkekler çalardı. Böylece kapıyı kimin açması gerektiği anlaşılırdı. Misafire kahve ikram edilirken su ve lokum da getirilirdi. Eğer misafir önce suyu içer lokuma dokunmazsa bu onun aç olduğu anlamına gelirdi ve hemen sofra kurulurdu. Ramazan ayında ise veresiye defterinden rastgele bir sayfa seçilir. Durumu iyi olan kişiler ihtiyaç sahiplerinin borcunu öderdi. Ödenen borçlar bakkal tarafından silinir. Hatta sayfalar yakılarak yok edilirdi. Camilerde bulunan sadaka taşlarına ise yardım bırakılır ihtiyacı olan da ihtiyacı kadarını alırdı.
Bu örneklerden de anlaşılacağı üzere toplumu güçlü yapan şey sadece kurallar değil insanların birbirini düşünmesi ve inceliğidir. Saygı , sevgi ve merhametin toplum vicdanında yer etmesidir. İnsanlar saygıyı kaybettiklerinde kaybettiği şey bir kelimeden çok daha fazlasıdır. Toplumun huzur dinamiklerinden en temelini kaybetmiş olur.
Öyle bir durumdayız ki sokakta insanlar birbirine saygısız, okulda öğrenci öğretmenine saygısız, memur amirine saygısız, siyasetçi yoldaşına saygısız, evde hanım beyine saygısız, çocuk anne-babasına saygısız, gençler yaşlılara saygısız, insanlığını kaybeden insanlar hayvanlara saygısız, dünyadan nasibini almayan doğaya saygısız, cahil alime saygısız, tüketici üreticiye saygısız, erkekler kadınlara saygısız, dinsiz din alimine saygısız, boş gezen sanata sanatçıya saygısız, kul yaratanına saygısız…
Hâl böyle olunca toplumda huzursuzluklar, gerginlikler, kavgalar, zulümler, can kayıpları, milleti birbirine bağlayan bağlarda zedelenme, güvensizlik, değer kayıpları, itibar kayıpları, küskünler ordusu, başarısızlıklar ve Allah’ın gazabı kaçınılmaz oluyor.
Yazarın dediği gibi ‘Saygısızla aynı hayatı paylaşmak, işkence çekmektir.’
Size bir selam verildiği zaman, ondan daha güzeliyle veya aynı selamla karşılık verin. ( Nisa süresi 86. Ayet)
Hadislerde ‘Küçüklerimize merhamet etmeyen, büyüklerimize saygı göstermeyen bizden değildir. (Tirmizi)
İnsanı diğer varlıklardan ayıran en büyük özellik aklıdır; aklı süsleyen ve değerli kılan saygıdır. (Mevlâna Celâleddin-i Rumi)
Ez cümle saygıyı kaybettik ! Bunun için fabrika ayarlarımıza geri dönmeliyiz. Çocuklar doğduğu andan itibaren bu değer iliklerine kadar işletilmeli. Küçük yaşta alınan eğitimin kalıcı olacağına inanıyorum. Bu sayede umarım toplumumuzda insanlarımız saygılı olmayı başarır. En azından bir yerden başlamış oluruz.
Saygılarımla…

