BİZ BALTAYI VURDUK SİZ DE SALLAYIN BELKİ DEVRİLİR
Okullar; çocukların, gençlerin hep daha iyi olması için çalışır. Kurumsal görevi budur.
İyi eğitim almış, içselleştirilmiş bilgi ile donatılmış, uyumlu, saygılı; insanî değerlerle bezenmiş, ülkesini, milletini, devletini, bayrağını seven bir nesil yetiştirir.
Hangi okul, hangi öğretmen, hangi müdür, hangi bakan bu amaçlara hizmet etmez? Hepsinin ortak bir hedefi vardır; iyi insan yetiştirmek…
Bu kadrolar görevlerini yerine getirmek için gece gündüz çalışıyor. Çocukların, gençlerin sorunlarını evlere taşıyor, görüş alış verişinde bulunuyor; oturmalarda meslektaşlarıyla öğrencilerinin Sorunlarını konuşuyor…
Hayatı, ruhu, derdi, dünyası okul ve öğrenci olmuş; sanki başka sorunları yokmuş gibi…
Aileler ise okulun içinde, sınıfta, bahçede, cimer şikayetlerinde…
Dediğini yaptıramazsa idare ve öğretmen hakkında elinden geleni ardına koymuyor.
Sınıf belirliyor, çocuğun nerede, kiminle oturacağına kadar müdahale ediyor.
Öğrenciye kıyafet mi sorulur?
Benim çocuğumun ne giyeceğine kimse karışamaz!
Nöbetçi heyeti, sabahları içeri girişte kıyafet kontrolü yapacak olsa, çocuk telefonla özellikle anneyi arıyor, bazı anneler gelip okulu birbirine katıyor:
“Siz benim kızımın pantol mu, streç mi, etek mi giydiğine, eteğinin uzun mu, kısa mı olduğuna, makyajina ne karışıyorsunuz?” Bunları söylerken ses tonu ile imalı tehdit ediyor…
Ailenin okula bu baskısını, bu cesaretini öğrenci görüyor…
Artık o öğrenci öğretmeni dinler mi?
Sürekli sorun çıkartan lise 3.Sınıf öğrencimin velisini müdür olarak okula davet ettim. Öğrenciyi de odama aldım. Sorunları birlikte değerlendirmek gerekiyordu. Çayını söyleyip uzun uzun konuştuk. Daha doğrusu ben konuştum. O sadece dinledi. İlgisiz duruşu beni rahatsız etti. Sanki, “Sen bunları benim külahıma anlat!” der gibi boşluğa bakıyordu.
Görüşmeyi bitirirken bir tavsiyede bulunmak istedim. “Görüyorsunuz çocuğun saçı omuzlarında, sağlık, temizlik ve mevzuat açısından uygun değil. Saçını kestirelim.” dedim.
O boş boş bakan kişi adeta kükreyen bir arslana dönüştü. Parmağını yüzüme doğru sallayarak;
“Benim oğlumun saçını kestirecek olanın alnını karşılarım! O daha anasından doğmadı!”
Lisenin müdürüyüm. İçimden ilk geçen, “İyi ki odamda personelim yoktu!” Oldu.
O zaman mesleki onur yara alacak, ayrıca karşı yaptırıma zorlanacaktım. İçime attım, sabrettim, cevap vermedim. Öyle ya daha anamdan doğmamış bir kişiydim.
Anasından doğmamış kişilerdik, hep pasif, hep edilgen, hep mağdur…
Okul yöneticileri ve Öğretmenler veli müdahalesi, veli şikayetleri, veli baskısı nedeniyle zor durumdadır.
Gençliğin bozulmasının nedenini; aile yapısının çürümüşlüğünde, kavgalı, geçimsiz, boşanmış ailelerinin sevgisizliğinde, ilgisizliğinde, ya da çocuğun istek ve arzularına teslim olmuş ailelerde aramak gerekir.
Velilerin çağrılmadan okula girişleri yasak olmalı, randevu almadan okula gelmelerine izin verilmemeli ve velilerin Cimer şikayetleri dikkate alınmamalıdır. Şikayet mercii sirayla okulun müdürü, ilçenin müdürü, ilin müdürü, teftiş kurulu…
Okul müdürü olarak Cimer’e cevap yazmaktan diğer işlere zaman kalmadığı anlar oluyor, şikayetler okul ortamını zehirliyor, eğitimcilerin moralini bozuyor, şevkini kırıyor…
Okulun kabahati ne? Bakanın, müdürün, öğretmenin kabahati ne? Yüzbin öğretmen, yirmi milyon öğrenci, on binlerce personel ve tüm Türkiye, yani aileler… Bu bakanlığın omuzunda, sorumluluğundadır; elbette aksaklıklar olacaktır. Nerede yok ki?
Menfur saldırıyı okulun, eğitimcilerin ihmaline indirgemek, çok acımasız ikinci bir saldırganlıktır. Bir taşla iki kuş… İyi niyet yok!
Saldırıyı ve ölümleri siyasete malzeme yapmak, organize ve kasıtlı olduğu anlaşılan okul baskınlarını bahane ederek, bakanı istifaya çağırmak, hakkaniyeten uzak, surda bir gedik açma amacına yöneliktir.
Acıları paylaşmak, aileleri teselli etmek, toplumu teskin etmek, alınması gereken önlemleri konuşmak, yaraları sarmak varken sokakları karıştırmanın amacı nedir?
Şehit olan öğretmen Ayla KARA’nın acılı eşinin Millî Eğitim Bakanı’na nasıl sarıldığını görmediniz mi?
Bazılarına göre sırtını dönüp gitseydi ne iyi olurdu!
Amerika’da Education Week’e göre, 2018’den bu yana yaralanma veya ölümle sonuçlanan 229 okul saldırısı yaşandı. Her seferinde bakan istifa etti mi?
Yılmaz ÖZDİL’i dinliyorum; “Olayların sebebini internet sitelerine, sosyolojik ve psikolojik sebeplere bağlıyor ama çözümünün okullardaki dinî yaklaşımlarla çözülemeyeceğini” iddia ediyor.
Bu anlayışa göre Millî Eğitim Bakanı Sayın Yusuf TEKİN’in suçu;
Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli’ne geçmek; değerler eğitimini başlatmak, çocukları ezberden kurtarıp, açık uçlu soru sistemine geçerek onları aklını kullanan, düşünen bireyler olarak yetiştirmek ise, Aziz Türk Milleti sayın Bakanın ve onu bu göreve atayan iradenin arkasındadır.
Bazı basın yayın organlarında gündem yapıldığı gibi eğer suçu, Ramazan Genelgesi yayınlamak, çocukları ramazan sevinci ile tanıştırmak ise o zaman Türk Milleti şöyle karşılık verir:
Burası Türkiye! Halkının yüzde doksan dokuzu(!) Müslümandır. Vatikan’da çan sesi ve yortu ne ise Türkiye’de/Ankara’da ezan ve ramazan odur.
Bakan beye eleştiri olamaz mı? Elbette olur…
Eleştiri usulünce olursa haktır. Kasıtlı olursa uygun cevap müstehaktır.
Görevde olsaydım bakana yağcılık yapıyorsunuz denecekti. Bunu görevde iken yazdığım yazılardan biliyorum. Hatta, “Bu gidişle genel müdür olursun!” diye alay eden, yazılarımı değersizleştimek isteyenler vardı.
Emekliyim, hiç bir bağım, beklentim yok. Sadece gerçekleri yazdım…
Abdullah GÜLAY

