
Ali DEĞERMENCİ
İbrahim Anlaşmalarının Mahiyeti ve Hedefi
İbrahim Anlaşmaları, Hz. İbrahim’in (a.s.) istismarına dayanan, Siyonist İsrail’in güvenliğini ve arz-ı mev’ud ideolojisinin gerçekleşmesini hedefleyen, entrikalarla dolu menfur bir projedir. Bu yazımızda İbrahim Anlaşmalarının takip ettiği süreç ve geldiği boyutu, müteakip yazımızda da mahiyetini gündem edeceğiz.
I- İbrahim Anlaşmaları Nedir?
İbrahim Anlaşmaları, ABD öncülüğünde 2020 yılında imzalandı. Amacı İsrail’le bazı Arap rejimlerinin diplomatik ilişkilerini “normalleştirmek” idi. Bunun ardında yatan hesap ise Filistin’in, Gazze’nin ve Kudüs’ün işgali karşısındaki direnişi zayıflatmaktı. Anlaşma ilk olarak İsrail, Birleşik Arap Emirlikleri ve Bahreyn arasında imzalandı. Sonrasında anlaşmaya Sudan ve Fas da katıldı. Geçtiğimiz hafta içinde Kazakistan’ın da bu sürece dâhil edilmesiyle İbrahim Anlaşmaları bir kere daha gündeme geldi. Kazakistan Cumhurbaşkanı Kasım Cömert Tokayev, Trump’a hitaben, güya bölgeye barış gelmesi için büyük çaba harcadığı manasında “Siz cennetten gönderildiniz!” diyerek anlaşmayı imzaladı. Bu ifade aşağılık kompleksinin, yağcılık ve yalakalığın daniskasıdır. Dünyadaki zulümlerin ve özellikle de Gazze’deki facianın baş sorumlusu olan ABD Başkanına düzülen bu methiye, benzeri pek görülemeyecek bir zillet örneğidir.
Konumuza dönelim:
Peki bu anlaşma aslında nedir; neye hizmet etmektedir?
İbrahim Anlaşmaları;
İslam ülkeleri denen -ne yazık ki- kimlik ve gayesinin şuurunda olmayan toplulukların küfür -hususiyle de Siyonizm- karşısında etkisizleştirilmesi demektir.
Yine bu gayesiz toplulukların Siyonist İsrail ve destekçilerinin ideallerine hizmet ettirilmesidir.
Müslüman ülkelerin İslami ilkeler açısından pasivize olması demektir. Bir diğer ifadeyle bu ülkelerin reddi miras yapıp mürted zihniyete alet olması demektir.
Bunun manası İslam ülkelerinin sessizce işgalidir. Geri dönülmesi mümkün olmayan işgal de budur. Çünkü bu işgal, inanç ve kültür açısından köklü bir dönüşüm anlamına gelmektedir.
Bunun bir başka manası da İslam ülkesi denen bu ülkelerin Siyonist İsrail’in safına geçmesidir. Bu ülkelerin her birini birer kale gibi düşünürsek İbrahim Anlaşmalarını imzaladıkça bu kalelerin teker teker düşmesi demektir. İslami kimlik ve şahsiyetini kuşanamamış toplumların içine düştüğü hazin bir durumdur bu.
II- Normalleşme Ne Demektir?
Normalleşme, Siyonist İsrail’in destekçisi ve azmettiricisi olan ABD’nin öncülüğünde işleyen bir süreçtir. Güya, İsrail’in Ortadoğu’daki İslam ülkeleriyle olan ilişkilerinin normalleştirilmesi çabasını ifade eder. Yani onların normalleşme dedikleri şey, İslam ülkelerinin, Haçlı – Siyonist ittifakının gaspçı, saldırgan zihniyetine hizmet eder hale gelmesidir. Buna göre onlar aslında anormale normal demiş olmaktadırlar. Zaten Kuran’ın da haber verdiğine göre, kavram ve terimleri bozmaları yahut saptırmaları Yahudilerin geleneksel meslekleridir.
Normalleşme sürecinde ve İbrahim Anlaşmalarında felsefe şudur:
“Normalleş, benim safıma geç. Değilse nötr kal; sana şimdilik dokunmayalım. Aksi halde arz-ı mev’ud hedefimiz uğruna askerî metodlarla darbe vurup seni hizaya sokmasını biliriz.”
Nitekim Gazze’nin soykırımına başlandığı günlerde İslam ülkelerinde birtakım hareketlenmeler baş gösterdiğinde Netanyahu İslam ülkelerine “Yaşamak istiyorsanız oturduğunuz yerde oturun!” diyerek işine karışmamaları yönünde açıkça tehdit etmişti.
Maalesef o tehdit etkili oldu; o tarihten sonra İslam ülkeleri kendi kabuğuna çekilip Gazze’yi hemen hemen gündemlerinden çıkardılar. Bu son derece korkakça bir tavır ve ibret verici bir durumdur. !
III- Normalleşme Sürecinde İbrahim Anlaşmalarıyla Alınan Mesafe
İbrahim Anlaşmalarını gündeme getiren ABD Başkanı Trump, bu işe birinci başkanlık döneminde başlamıştı. ABD Başkanları içinde İsrail’in Siyonist ideolojisine en büyük katkıyı yapan D. Trump olmuştur. Trump’ın dilindeki “barış (!)” aslında ABD ve İsrail’in dünyaya jandarmalık yapmalarının önündeki engellerin kaldırılması demektir; bir nevi dünyaya dağ kanununu hâkim kılma girişimidir.
İbrahim Anlaşmaları İslam ülkeleri açısından bir nevi asimilasyondur. Şu bir gerçek ki ABD, İsrail ve tüm Siyonistler, İslam ülkelerini asimilasyona tâbi tutmada önemli ölçüde başarılı olmuşlardır.
Bilindiği gibi asimilasyon, bir fert ya da toplumu, kadim inanç ve dünya görüşlerini değiştirerek, arzu ettikleri bir başka kültür ve dünya görüşü doğrultusunda dönüştürmek demektir.
Asimilasyonun askerî müdahalelerle, kan dökerek gerçekleştiği örnekler de az değildir. Mesela Irak, Suriye ve Bosna Hersek’te böyle olmuştur. Şimdi Gazze ve Sudan’da da böyle olmaktadır.
Geçtiğimiz haftalarda bu köşede üç yazıyla değerlendirdiğimiz Trump Planının 1. ve 18. Maddelerinde “radikal İslam’ı önlemek ve dinlerarası diyalogu uygulamak” hedeflerinin zikredilmesi Gazze açısından tam bir asimilasyon girişimidir. Sudan’dan da buna benzer uygulama haberleri gelmektedir. Ve kahredici bir durum da, güya İslam ülkesi sayılan BAE’nin, İsrail’in safında yer alarak Sudan’daki katliama destek vermesi ve finansını sağlamasıdır. İslam ülkeleri BAE’nin bu ihanetine gereken tepkiyi göstermelidir. Yahudilik zihniyetini benimseyerek Müslümana katliam yapmak tarihte görülmüş bir şey midir? Yazıklar olsun. BAE’nin yönetim kadrosunun bu zihniyeti nasıl benimsediği ve nasıl böyle bir cüret gösterdiği mutlaka araştırılmalı ve sorgulanmalıdır. Yer altından çıkan ve Müslümanların malı olan petrol ve doğalgaz gibi kaynakları kullanarak Yahudiliğe destek vermek ve Müslümanları ezmek, dünyada ve ahirette asla bağışlanamaz bir suçtur.
IV- Bu İşgal Kervanına Katılan Ülkeler
Normalleşme ve İbrahim Anlaşmalarına sıcak bakan ve İsrail’in safına kendi iradesiyle gönüllü olarak geçen ibretlik bir örnek Azerbaycan’dır. Bilindiği üzere Azerbaycan işgalci İsrail’in Gazze’ye bomba yağdıran uçaklarının yakıtını iki yıl boyunca hem de Türkiye üzerinden göndermiştir.
Türkiye’nin bu uçakların geçişine müsaade etmesi son derece düşündürücüdür. Bilindiği gibi Türkiye ve Azerbaycan, aralarındaki güçlü bağı “iki devlet bir millet” sloganıyla ifade eder. Azerbaycan’ın İsrail safında yer alması ve Türkiye sahasını kullanarak İsrail’e yardım etmesi, Türkiye’nin de buna gereken tepkiyi göstermemesi son derece vahimdir; üzerinde durulması gereken bir durumdur.
Kendi iradesiyle bu anlaşmaları destekleyen ülkeler arasına şimdi Kazakistan da katılmış bulunmaktadır. Kazakistan’ın Türk ve İslam dünyasıyla pek fazla ortak paydası olmamasına rağmen, sürece dâhil edilmesi ABD ve İsrail’in normalleşme çemberini ne kadar geniş tuttuğunun bir göstergesidir.
Yazının girişinde adını saydığımız ülkelerden sonra, İbrahim Anlaşmalarını imzalama sürecine doğru yol alan bir ülke de Suudi Arabistan’dır.
Trump, bu ikinci başkanlık döneminde, normalleşme hedefi doğrultusunda İbrahim Anlaşmalarına katılmaları hususunda kimi ülkeleri de adeta zorlamaktadır. Bunların başında da Suriye ve Irak gelmektedir. Geçtiğimiz günlerde Suriye Devlet Başkanı Ahmet Şara’nın ABD’de Trump’la görüşmesinden sonra yaptığı basın toplantısında İbrahim Anlaşmalarına katılmayacaklarını söylemesi, memnuniyet vericidir. Bundan sonraki süreci bekleyip göreceğiz.
Belli ki Trump’ın hedefi İslam ülkelerini bu anlaşmanın içine çekerek İsrail’in güvenliğini temin etmektir. Kaldı ki İsrail’in güvenliğini tehdit eden bir İslam ülkesi de yoktur.
İslam ülkelerinin peyderpey İbrahim Anlaşmalarının içine çekilmesi İslam âlemi için en büyük tehdittir. Bunun manası, İslam ülkelerinin savaş yapmadan Siyonist İsrail’in tahakkümüne ve safına geçmeleridir.
İşte İslam dünyası için en büyük tehlike budur. En küçük İslam ülkelerinden biri sayılabilecek Gazze’de iki yıldan beri Japonya’da kullanılan atom bombasının onlarca katı kullanıldığı halde teslim alamamaları düşünülürse, normalleşme sürecinde İbrahim Anlaşmalarıyla İslam ülkelerinin görünüşte sulh, barış yoluyla diz çöktürülmeye çalışılmasını akıl ve havsala almamaktadır. Yani silah zoruyla, askerî güçle başaramadıklarını bu yolla başarmak istemektedirler. İslam ülkeleri de bu menfur hedefe hizmet eder konuma düşürülmektedir.
Ortadoğu merkezli olmak üzere İslam coğrafyası haçlı Siyonist ittifakıyla yeniden dizayn edilmek istenmektedir. Ve bu yöndeki projelerin bir, buçuk asırlık bir geçmişi bulunmaktadır.
Haçlı Siyonist ittifakının bu planlı programlı, sürece yayılmış ve kararlılıkla yürütülen hedefleri karşısında İslam âleminin manzarası ise okyanus ortasında anafora uğramış gemiye benzemektedir.
Gelecek yazımızda İbrahim Anlaşmalarının mahiyetini ele alacağız.
-
Yazı Boyutunu Ayarla Okuma rahatlığı için seçin
-
Küçük 100% Dev

