Ali DEĞERMENCİ

Ali DEĞERMENCİ

Felakete Sürüklenen Gazze’de Yalancı Bahar

Trump’ın Gazze planı uygulamaya başlandı ve ilk etapta ateşkes imzalandı.

İsrail’de de Gazze’de de -farklı boyut ve muhtevada- kutlamalar var. Dünya kamuoyu da genel manada Trump planına destek veriyor ve süreci müspet karşılıyor.

Ama aysbergin / buzdağının görünmeyen büyük kütlesi henüz arkada duruyor. Asıl sorunlar bundan sonraki görüşmelerde ortaya çıkacak.

İsrail’in saldırılarının durdurulması, esir değişimi ve insani yardımların Gazze’ye girmesi şüphesiz ki çok önemli. Ama mesele sadece bunlardan ibaretmiş gibi bir hava estirilmesi doğru değil.

Trump planı 20 maddeden oluşuyor ve meselenin henüz gündeme gelmeyen çok tehlikeli boyutları var. Biz bunları da hesaba katarak geçen haftaki yazımızda “Trump Planı: Gazze’nin İdam Fermanı” demiştik. Basında estirilen havanın etkisinde kalarak bizim bu tespitimizi aşırı bulanlar olabilir. Ne demek istediğimiz, esir değişiminden hemen sonra başlayacak görüşmelerde daha iyi anlaşılacaktır.

Evet, bu planda yakın hedef olarak belirlenen rehinelerin kurtarılması maddesi bizi aldatmamalıdır. Çünkü Trump bu süreçte İsrail’den yana taraftır ve Hamas’ın elindeki rehinelerin İsrail’de Netanyahu’ya yönelik kuvvetli bir iç muhalefet oluşturduğunu bilmekte, bu muhalefeti bertaraf etmeyi kendine görev addetmektedir. Bir taşla iki kuş vurmak sadedinde bu vesileyle bir kahraman (!) olma ve Nobel Barış Ödülü alma hayali de kurmuştu ama umduğu gibi olmadı. Ödül başkasına verildi.

Evet, esir takasından sonraki görüşmeler safhasında Trump planının ne büyük bir vehamet ifade ettiği dünya kamuoyuna yansıyacak ve bu geçici barış havası, yerini zorlu müzakerelerin gerginliğine terk edecektir.

Yaşanacak sorunlardan bazılarına daha yakından bakalım:

I- Trump Planındaki Zorlu Meseleler

1- Gazze silahsızlandırılacak ve Hamas teslim alınacak.

Sadece bu iki şart bile planın İsrail lehine hazırlanıp yürürlüğe konduğunun delilidir. Nitekim Netanyahu da aynı paralelde şunları söylemiştir:

“Her yönden Hamas’ı ele geçiriyoruz. Sonra silahsızlanma olacak. Bu, kolay yoldan olacak. Olmazsa başka yollardan.”

Görülüyor ki Trump planı, İsrail’e iki yıldır savaşarak elde edemediği zaferi zahmetsiz bir şekilde sunmayı hedeflemektedir. İşte biz Trump planına bu sebeple Gazze’nin felaketi diyoruz.

2- Plan çerçevesinde Gazze’ye uluslararası bir barış gücünün yerleştirilmesi öngörülüyor. Bu güç, yönetimi Gazze polis teşkilatından devralacak. Ve idarenin zirvesinde Trump ve İngiltere’nin eski başbakanı Tony Blair olacak.

3- Peki neden Tony Blair, hiç düşündük mü? Bilenler bilir: Tony Blair geçmiş dönemlerde siyonizme en büyük katkıyı yapan liderlerden biridir. Onun isminin İsrail tarafından önerildiğine dair oldukça güçlü yorumlar yapılmaktadır. Keza Trump planı denen planın, aslında Trump’ın Yahudi damadı ve İsrail tarafından hazırlandığı da konuşulmaktadır.

4- Gazze’nin idaresinin Tony Blair başkanlığındaki bir güce bırakılmasının sonucu ne olur? Bu, açık ve net olarak seslendirilmese de “manda idaresi” demektir. Çünkü gelecek bu güç tarafsız olmayacak; İsrail’den yana olan ABD ve müttefiklerini temsil edecektir. İdareyi de İsrail’e vekâleten teslim alacaktır. Dolayısıyla Gazze hükmen İsrail’in idare ve himayesine girmiş olacaktır. Bu durum Gazze’de Osmanlı’dan sonra yaklaşık 22 yıl devam eden İngiliz mandasını hatırlatmaktadır ki, biz bunu geçen yazımızda da ifade etmiş idik. Bu seferkinin farkı, başrolde ABD’nin olmasıdır. Bunun manası, Trump’ın daha önce açıkladığı ve fakat muvaffak olamadığı sürgün senaryosunu terk ederek, B planını devreye koymuş olmasıdır.

5- Manda idaresinin hâkim olmasından sonra Gazze halkının karşılaşacağı felaketi tahmin etmek güç değildir. Planın 1. ve 18. maddelerinden Gazze’deki gerçek İslam’ın (karşı tarafa göre radikal İslamcılığın) kaldırılması için dinlerarası diyalog ve ılımlı İslam projelerinin devreye konacağı anlaşılmaktadır. Yönetim ve güvenlik yabancılara ait olacağından, Gazzeliler bu yöndeki uygulamalara direnemeyecektir. Neticede tam da İsrail’in ve batının istediği, adı İslam olan ve fakat içi boşaltılmış bir din anlayışı zuhur edecektir. Daha doğrusu istenen ve planlanan budur. Bu, Gazze halkının Siyonizme mahkûm edilmesi ve batı kültürüne uyum için zorlanması demektir. İşin başındaki esir takasının nümayişleriyle kamufle edilmeye çalışılsa da, anlaşılmaktadır ki Gazze ruhu, Gazze’deki İslami kimlik ve duruş imha edilmek istenmektedir.

Şimdi bir düşünelim: Soykırımda insanlar tek tek öldürülürken ruhları şahadet mertebesine ulaşıyordu. Ama bu plan tatbik edildiğinde, onları şehadete götüren ruh imha edilmiş olacak. İşte bu yüzden buna Gazze’nin idam fermanı diyoruz.

6- Yine düşünelim: Hamas yok, Kassam Tugayları yok, halk manda idaresi altında İslam dışı plan ve projelere teslim edilmiş. Bu, Gazze’nin idam fermanı değil de nedir?

Eğer denirse ki, Hamas bunu kabul etmez. Biz de öyle düşünüyoruz. Ama o zaman da İsrail soykırımı bıraktığı yerden devam ettirecek, Gazze ateşe verilecektir.

Eğer anlaşma Hamas’ın istediği hale gelecekse, buna İsrail, ABD ve batı ne der? Kabul etmeyecekleri açıktır. Ederlerse ne âlâ.

O zaman anlaşmayı sadece esir takasına indirgeyip bayram havası estirmek çok erken bir kutlama olmuyor mu?

İsrail, esirlerini aldıktan sonra müzakerelerin tıkandığı noktada minnetsiz olacak ve tekrar saldırıya geçmede tereddüt etmeyecektir. Esirler kurtarıldığı için Netanyahu’ya yönelik iç muhalefet azalacak ve bu saldırılar çok daha yıkıcı olacaktır.

Çok merak ediyoruz: Bu plana sanki adil bir çözüm getiriyormuş gibi destek verenler, bu yeni saldırılar karşısında acaba nasıl bir tavır ortaya koyacaklar? Yine şiddetli kınamalarla mı geçiştirecekler? Cevap hayır ise, o zaman zalim Siyonistlerin zulmüne engel olmak için askerî müdahale gerekecek demektir. Peki, bunu kim yapacak? İlk olarak akla ABD, Türkiye, Mısır ve Katar, yani anlaşmanın garantörleri geliyor. ABD’nin İsrail’den yana taraf olması sebebiyle müdahale etmesi düşünülemez. Trump’ın laf olsun diye söyleyeceği “Savaşı durdurun” şeklindeki sözleri de, geçmişte olduğu gibi İsrail tarafından ciddiye alınmaz. Bu durumda diğer üç garantör, Türkiye, Mısır ve Katar, acaba askerî bir güç ortaya koyabilecek midir? İki yıldan beri buna yönelik bir teşebbüste bulunulmamışken, bu soruya evet diyebilmek zor gözükmektedir.

Ama diyelim ki, Türkiye, Mısır ve Katar, garantör olarak İsrail’e müdahale etti. Peki, acaba İsrail’in en büyük destekçisi ABD bunu kabul eder mi? Hayır. Ne yapar? Bu garantörlere karşı bir tavır ortaya koyar. Bu da Siyonist – haçlı cephesinin İsrail’i korumak için askerî anlamda bir araya gelmesi demektir.

Görünen o ki bu planı hazırlayanlar uygulamasında da ısrar edeceklerdir. Bu plan olduğu gibi uygulanırsa, ifade ettiğimiz gibi bu, Gazze’nin sonu demektir.

Peki, böyle bir anlaşmaya başta Türkiye olmak üzere sekiz dokuz İslam ülkesi nasıl evet demiştir? Bu desteği sürdürürlerse sonuç Gazze için felaket demektir. Böyle bir felaketi siyaseten de olsa desteklemenin, tarih, millet ve ümmet nezdinde bunu yapanlara nasıl bir vebal yükleyeceği bellidir. Büyük mahkeme gününde ise bunun hesabı asla verilemez.

II- Trump Son Merhalede Ne Yapmaya Çalışıyor?

Hatırlayalım; Trump seçim öncesinde barış havarisi gibi konuşuyordu. Seçim sonrasında ise önce sürgün planını seslendirdi. Şimdi de sürgün fikri işlemediği için, B planını, yani asimilasyonu devreye koymaya çalışıyor.

Bu çerçevede geçtiğimiz Pazartesi günü önce İsrail’e, hemen ardından da Mısır’a gitti. İsrail ziyaretinde İsrail Parlamentosunda yaptığı konuşma adeta bir zafer kutlamasına dönüştü. İsrail’in zaferi gibi gösterdiği neticenin arkasında kendisinin olduğunu da açıkça bütün dünyaya ilan etti. Utanmadan sıkılmadan “Netanyahu istedi, biz adını bilmediğimiz silahları verdik. Ayrıca her türlü desteği verdik. Onlar da iyi bir iş çıkardılar.” diyebildi.

Burada “iyi bir iş”ten maksat, yetmiş bine yakın mazlumun hunharca katledilmesi oluyor anlaşılan!

Hatırlayacak olursanız biz geçen haftaki yazımızda “Trump Gazze’ye barış planı sunamaz, çünkü taraftır, İsrail’in tarafındadır.” demiştik. Şimdi bu gerçeği bizzat kendi ağzından bütün dünya duymuş oldu.

Trump’ın konuşmasındaki bu itiraf gerçeğin ilanı olsa da, İsrail’in zaferi iddiası doğru değildir. İsrail bir zafer kazanmamıştır. Hezimete uğramış, rezil olmuştur. Çünkü yaptığı, masum insanların üstüne bomba yağdırmaktır. Bu, askerî bir başarı değildir, bütün dünyanın nefretini celbeden aşağılık bir davranıştır, zulümdür.

Gerçek galip Hamas’tır. Dikkat edelim; İsrail uzun süredir Gazze’nin kuzeyini tamamen teslim aldığını iddia ediyordu. Hâlbuki Hamas rehinelerin bir kısmını kuzeyde teslim etti. Demek ki İsrail yalan söylemiş, tüneller yok edilememiş.

Öte yandan, savaşın devam ettiği iki yılın sonunda askerî manada Hamas’ın can kaybı yaklaşık 20 bin, İsrail’in ise -sahadaki uzmanların tespitlerine göre- 30 bindir. Sadece bu rakamlar bile kimin galip, kimin mağlup olduğunu göstermektedir.

Ezcümle Trump, tam bir skandala dönüşen İsrail ziyaretinde, kendisinin de Netanyahu gibi bir soykırım ve savaş suçlusu olduğunu itiraf etmiş bulunmaktadır. İnsan Hakları Mahkemesi bunu mutlaka değerlendirmek zorundadır.

Mısır Zirvesi ya da Trump Şovu

Trump, o kızarmayan yüzüyle aynı gün Mısır’a geçti. Bir araya topladığı otuza yakın devlet başkanı ve temsilcilerinin karşısında yaptığı konuşmada onları iltifatlara boğdu ve onların bir kısmına da kendini övdürerek şovunu burada da sürdürdü.

İsrail’e destek olan bazı batılı liderlerin, çekilen toplu resimlerde fotoğraf karesinde yer almaya çalışırken dağıttıkları gülücükler, dünyanın riyakârlık ve sahtekârlıkta geldiği son noktayı göstermesi bakımından oldukça ibretlikti.

Hele hele İslam ülkeleri denen kimi ülkelerin liderlerinin sergilediği davranışlar gerçekten de sözün bittiği yerdi.

Mesela Mısır Devlet Başkanı Sisi, Trump’a düzdüğü methiyeler yetmiyormuş gibi, yapılacak toplantılara Netanyahu’yu da davet edecek kadar ilkesizleşebildi. Pakistan Cumhurbaşkanı, övgüler yağdırdığı Trump’ın uzun ömürlü olmasına dua edebildi. İslam dünyasının nükleer silaha sahip tek ülkesi olan Pakistan, doğrusu böyle ölçüsüz kimselerle temsil olunmayı hiç hak etmiyor.

Netice itibariyle Mısır zirvesi denen program Trump’ın şovuna dönüştü. Kim bilir, belki de en başından şov olarak planlanmıştı. Gazze’nin felaketi demek olan planın muhtevası -en azından kameralar önünde- hiç gündem edilmeden, garantör dört devletin, niyet beyanı denen metni imzalamasıyla sona erdi.

Bu arada Trump orada bulunan kimi ülkelerin zenginliğine vurgu yapmaktan da geri durmadı. Ve bununla aslında şunu demek istedi:

“Biz Gazze’yi yakıp yıktık. Nasıl olsa sizde para çok. Hazırlanın, şimdi Gazze’yi modern bir şehir yapacağız. İşçi sorunu yok. Esaret altındaki Gazzeliler tabii olarak işçi zaten. Hamas’ı teslim alıp silahları topladığımızda pamuk eller cebe komutuna hazır olun!”

Evet, Trump tam olarak bunu söylemek istedi.

Şimdi bir kere daha soruyoruz ve insaflı bir cevap bekliyoruz:

Gazze meselesi, sadece esir takası ve yardımların Gazze’ye girmeye başlamasından mı ibarettir?

Pandoranın kutusu mahiyetindeki Trump planı bundan sonraki görüşmelerde açıldıkça, Gazze’nin nasıl bir felakete sürüklenmek istendiği daha iyi anlaşılacaktır.

Daha Mısır’da atılan garantörlük imzalarının mürekkebi kurumadan, anlaşmanın birinci gününde ateşkesi ihlal ederek Filistinlilerden yedi kişiyi daha şehit etmesi, İsrail’in ne kadar güvenilmez olduğuna bir delildir.

III- Hamas’ın Trump Planına Cevabı ve Bu Plan Karşısındaki Duruşu

Anlaşma konusundaki tartışmaların boyutunu Hamas’ın tavrı ortaya koyacaktır. Hamas aslında gerçek görüşünü BBC News’e yaptığı 18 maddelik açıklamayla net olarak ifade etmiştir. Bu 18 maddede anlaşmadaki tek taraflılığı, Gazze için planlanan badireyi, plan maddelerindeki boşlukları, haksızlık ve adaletsizlikleri çok net bir şekilde seslendirmiştir. Bu cevap Hamas’ın Trump planını ve hedeflerini çok iyi anladığını göstermektedir.

Hamas’ın duruşu şudur: Hamas Gazze’deki silahsızlanmayı reddetmekte, uluslararası gücü yeni bir işgal biçimi olarak nitelemekte ve buna net olarak karşı çıkmaktadır. Ve fakat prensip olarak Trump’ın planına peşinen hayır dememiş, içeriği görüşmeye hazır olduğunu ifade eden bir cevap sunmuştur. Böylece görüşmelerin önünü tıkamamak, açık bırakmak niyetinde olduğunu göstermiştir.

Belki de Hamas Gazze’nin büyük bir facia ile yerle bir olmaması için biraz fedakârlık yapmayı, Filistinli Arap ve Müslüman cepheden insanların Gazze’ye hâkim olmasını ve silahlarını böyle bir güce teslim etmeyi düşünmüş olabilir. Bu yaklaşım elbette ki Gazze’nin idam fermanına evet demekten çok daha hayırlıdır. Bununla beraber şayet Hamas Gazze’nin felaketini hazırlayacak bir manevi tahribatı, taviz vererek kabul edecek olursa, elbette ki bu kabul edilemez ve İslam adına hepimiz böyle bir tavize şiddetle karşı çıkarız. Hamas’ı da tenkit etmekten, tepki göstermekten çekinmeyiz.

IV- Plan Görüşmeleri Etrafında Ne Gibi Gelişmeler Olabilir?

Şimdi asıl cevap bekleyen soru şudur:

Plan etrafında ne gibi gelişmeler olabilir?

-Yukarıda belirttiğimiz gibi mevcut planın mahiyeti felaket boyutuyla ortadadır.

-Hamas’ın bu planı kabul etmemesi, şüphesiz ki İsrail’in Gazze’ye tekrar saldırmasına sebep olacaktır. Bu durumda rehineler kurtarıldığı için İsrail’in bu saldırısı çok daha insafsız ve yıkıcı olacaktır.

– İsrail bu yolu tutarsa, ABD başta olmak üzere garantör ülkelerin alacağı tavır gidişatta etkili olacaktır. Belki de garantörlerin tavrı Gazze meselesinde bir dönüm noktası teşkil edecektir. Eğer bu garantör ülkeler güç kullanarak İsrail’in zulmünü ortadan kaldırma yoluna girmez ise bu, Gazze’nin tarihe gömülmesi anlamına gelir.

– Gazze için orta bir yol bulunabilir mi?

Elbette bulunabilir. Ama bu, İsrail saldırganlığının öyle veya böyle dizginlenmesine bağlıdır. Tam da burada, bugüne kadar sessiz kalan İslam ülkelerinin bu yeni dönemde alacağı rol çok hayatidir. Çünkü şartlar göstermektedir ki, bu anlaşma eğer ABD ve İsrail’in planladığı gibi uygulamaya konursa, bu Gazze için sonun başlangıcı demektir. Buna asla müsaade edilmemelidir. Bu ise İsrail’in durdurulmasını zaruri ve mecburi kılmaktadır.

Şayet bu yapılmazsa Gazze ile başlayan işgaller silsilesi devam edip gider ki, sırada Doğu Kudüs, Mescid-i Aksâ, Lübnan, Suriye ve Irak bulunmaktadır. Keza arz-ı mev’ud gereği Türkiye’nin güneydoğusu, Ürdün toprakları, Arabistan’ın bir kısmı, Mısır’ın Sina çölü de İsrail’in hedefindedir.

Allah Müslümanlara, İslam dünyasına, hususiyle idare mevkiinde bulunanlara akıl, fikir ve basiret versin.

Gazze’nin bu badireden kurtarılması zor görünmektedir. Yukarıda da ifade ettiğimiz gibi bunun tek yolu zalim İsrail’in elini bükmektir. Batıdan gelen iltifatlara kanarak bu konuda sessiz kalmamak gerekir. Ne var ki böyle yiğit bir duruş henüz görmüyoruz. Bununla birlikte mutlaka zuhur edeceğine de inanıyoruz.

Nebevi haberlerle de sabittir ki, İsrail yaptığı zulümlerle akıttığı kan ve gözyaşının gölünde boğulacaktır. Onun bu vahim sonunu hiçbir güç engelleyemez. Bu ayrı bir boyuttur. Biz ise yaşadığımız şartlardan sorumluyuz ve Gazze’nin entrika ile, oldu bitti ile, bedavadan bir zafer ile İsrail’e terk edilmesini hedefleyen bir plan hakkında konuşuyoruz. Bu sebeple de felaketin ayak sesleri bu kadar yakından gelirken, ateşkes anlaşmasını bayrama çevirmenin gerçekçi olmadığını düşünüyoruz. Zaman kimin haklı olduğunu pek yakında gösterecektir.

Gelecek yazımızda bu süreçte İslam ülkelerinin takınması gereken tavır üzerinde duracağız.