Toplum hafızamız neden bu kadar çabuk devre dışı kalıyor?
Neden her defasında kişileri ilkelerin önüne koyuyoruz?
Neden alkışı denetimin, sadakati adaletin önüne geçiriyoruz?
Oysa alkıştan önce hesabı… Sadakatten önce adaleti…Sözlerden önce icraatı aramalıyız.
Hayır kurumları da…
Devlet kurumları da…
Belediyeler de…
Siyaset de…
Sivil toplum kuruluşları da…
Aynı ilkeye bağlı olmalıdır: Güven isteyen, hesabını vermelidir.
Para da emanettir…Oy da emanettir…
Ve emanetin olduğu yerde hesap vermek sadece hukuki bir zorunluluk değil, aynı zamanda ahlaki ve vicdani bir namus borcudur.
Bu ülkenin ihtiyacı yeni kahramanlar değildir.
İhtiyacı; güveni kişilere değil ilkelere teslim eden, hukuku kişilere göre değil kurallara göre işleten, unutmayan ve unutturmayan bir toplumsal bilinçtir.
Sorun sadece kötü insanların varlığı değildir; asıl sorun, iyi insanların ve toplumun yaşananları çok çabuk unutmasıdır. Toplum hafızası devre dışı kaldıkça, devlet denetimde eksik oldukça, dünün hataları yarının kaderi olmaya devam edecek, daha çok “AHBAP Çavuş” çıkar ilişkilerine tanık olacağız.
Toplumlar bir günde yıkılmaz; önce hafızalarını kaybederler. Hafızasını kaybeden milletler ise aynı yanlışları farklı isimlerle yaşamaya mahkûm olur. Çünkü unutulan her ders, er ya da geç yeniden ödenen ağır bir bedeldir.