1. Haberler
  2. Köşe Yazıları
  3. Ahmet Aktoğan Yazdı HAK VE ADALET SAVUNULMAYA GEREK KALMADAN GÖZETİLMESİ GEREKEN BİR MEFHUMDUR

Ahmet Aktoğan Yazdı HAK VE ADALET SAVUNULMAYA GEREK KALMADAN GÖZETİLMESİ GEREKEN BİR MEFHUMDUR

featured
Google'da Abone Ol service
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

Ahmet Aktoğan Yazdı

HAK VE ADALET SAVUNULMAYA GEREK KALMADAN GÖZETİLMESİ GEREKEN BİR MEFHUMDUR
Bireysel ve kurumsal ahlaktaki bozulmanın her geçen gün derinleştiğini, ne yazık ki en ufak bir düzelme emaresi dahi göstermediğini yıllardır söyleyegeldik. Önlem alınmadığı takdirde, bir noktadan sonra bireysel ve toplumsal faciaların kaçınılmaz olacağını; o kırılma noktasından sonra ise onarımın ve geri dönüşün imkânsızlaşacağını defalarca vurguladık. Peki, “vurguladık” diyorum da kimlerdi bunu dile getirenler? Çürümeye direnenler, ilkelerinden taviz vermeyenler, basiret sahipleri, kalbi ve vicdanı temiz olanlar, ne pahasına olursa olsun temiz kalmak için bedel ödemeyi göze alanlar…
Bireylerde ve kurumlarda adalet terazisini şaşırtan, hakkı ve hakkaniyeti terk edip kuralları kendi lehine eğip büken insanlar her devirde olmuştur; elbette yine olabilir. Ancak asıl felaket; bu zihniyetteki insanların işlerin başına geçmesi, topluma yön veren ve örnek olması gereken makamları işgal etmesidir. İşte o zaman uçuruma sürükleniş başlar ve o nokta, geri dönülmez dönemeçtir.
Geçmişten unutamadığım bir manzara… Çocuğumun okuluna gidiyorum; masanın diğer tarafında müdür oturuyor. Karşısındaki televizyonda haberler açık. Müdür, benden fütursuzca para talep ederken tam o esnada ekrandaki Millî Eğitim Bakanı, kesin bir dille “Velilerden kesinlikle bağış veya kayıt parası istenmeyeceğini” haykırıyor. Müdürün bir gözü bende, diğer kulağı televizyonda ama ekrandaki o “kesin emri” zerre kadar kâle almıyor. Pişkince talebinde ısrar ediyor.
Bir başka gün belediyeye gidiyorum, iş yerim için ruhsat talep ediyorum. “O binaya ruhsat vermiyoruz.” diyorlar. “Ama o bina iş yeri dolu, hepsi çalışıyor.” diyorum. Yüzüme bakıp gayet sıradan bir şeyden bahseder gibi, “Onlar ruhsatsız.” diyor yetkili. “Sen de ruhsatsız çalış, sana ruhsat soran mı var?” diye de akıl veriyor. Hakkım olanı aramak için başkandan randevu istiyorum; özel kalem müdürü üç ay boyunca gözümün içine baka baka yalan söyleyerek beni oyalıyor. Tesadüfen araya “hatırlı” biri girince, aylardır aşılamayan o kapılar bir saniyede açılıyor, görüşme gerçekleşiyor ama yine adalete uygun bir netice çıkmıyor. Yapı kullanma belgesi olan bir yerde iş yeri açmak istiyorum. Belediyeye gidiyorum. “Oraya ruhsat verilemez, yangın güvenliği merdiveni vs. yok.” diyor. “Ama yapı kullanma vermişsiniz.” diyorum. “Onu verene sor.” diyor.
Sadece bürokraside mi? Hukukun tecelligâhı olması gereken yerde bir avukat borcunu ödemiyor; çünkü hukukun boşluklarını, borç ödememe yollarını herkesten iyi biliyor. Siz hakkınızın teslimini mahkemeden talep ettiğinizde ise süreç yıllara yayılıyor, masrafı alacağınızı aşıyor ve adalet, adaletsizliğin kalkanı hâline geliyor. Köylünün yüzlerce yıllık kullandığı yaylası, kanunlar ve köylünün hakkı hiçe sayılarak otele tahsis ediliyor, köylünün hak talebi bakanlıkça reddediliyor. Say say bitmez…
Peki ya madalyonun diğer yüzü? Zıtlıklar, bu adaletsizlik tablosunu daha da acı hâle getiriyor. Bakan bir yere gidip “Buraya bundan sonra tek çivi çakılmayacak.” diyor. Bakanın dediğine riayet etmeyenler binalar dikiyor.
Bizler ruhsatsız ve kanunsuz çalışmayı reddettiğimiz için engellere takılırken; kuralları çiğneyenler “işini bilen” ilan edilip sistemin kaymağını yiyor. Üreten, dürüst çalışan, kurallara uyanlar adeta cezalandırılırken; kural tanımazlar baş tacı ediliyor, göz yumuluyor.
Ben tüm bu çürümüşlüğe rağmen, her gün yaşadığım, iliklerime kadar hissettiğim bu sorunları çocuklarıma, öğrencilerime aksettirmemeye çalışıyorum. Onları motive etmeye, içlerindeki umut fidanlarını sulamaya gayret ediyorum. Çalışmayı, alın terini, emek harcamayı övüyor, dürüstlüğe teşvik ediyorum. Elimden geldiğince doğru bir örnek olmak için çabalıyorum. Ama bu çocuklar kör değil; sağır değil. Akılsız, hissiyatsız, anlayışsız hiç değiller. Bizim onlardan gizlemeye çalıştığımız o kokuşmuşluğu, onlar tüm çıplaklığıyla görüyorlar.
Yaptığım anketlerde, gençlerle ettiğim sohbetlerde gördüğüm acı gerçek şu: Gençlerin en büyük kaygısı adalet ve gelecek. 53 yaşındayım; bu ülkeye, bu hayata yıllarını vermiş bir yetişkin olarak aynı derin kaygıyı ben de taşıyorum. Üstelik sadece kaygılanmıyor, bu adaletsizliği her gün bizzat yaşıyorum.
Netice itibarıyla; ahlakın şekilsel bir maskeye, adaletin ise güçlünün elinde bir oyuncağa dönüştüğü çarpık bir düzen içinde çırpınıyoruz. Gençlerimize bırakmamız gereken yegâne miras, hak edenin hak ettiğini aldığı, liyakatin ve dürüstlüğün ödüllendirildiği adil bir sistemdir. Eğer bugünden tezi yok; makamlarımızı, kurumlarımızı ve en önemlisi kendi vicdanlarımızı bu ahlaki çürümeye karşı birer direniş kalesine dönüştürmezsek, yarın ne gölgesine sığınacağımız bir adalet ağacı ne de yüzüne bakmaya yüzümüz olan bir gençlik kalacaktır.

0
mutlu
Mutlu
0
_zg_n
Üzgün
0
sinirli
Sinirli
0
_a_rm_
Şaşırmış
0
vir_sl_
Virüslü
Ahmet Aktoğan Yazdı HAK VE ADALET SAVUNULMAYA GEREK KALMADAN GÖZETİLMESİ GEREKEN BİR MEFHUMDUR

Tamamen Ücretsiz Olarak Bültenimize Abone Olabilirsin

Yeni haberlerden haberdar olmak için fırsatı kaçırma ve ücretsiz e-posta aboneliğini hemen başlat.
Giriş Yap

Avrasya Haber ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!