Papanın Türkiye Ziyaretinin Arka Planı

Bir evvelki yazımızda Hıristiyanlığın Katolik mezhebinin merkezi olan Vatikan’ın ve onu siyasi manada temsil eden Papanın Türkiye’ye bakışını; üçüncü bin yılda Asya’nın Hıristiyanlaştırılması hedefini ve bu hedef içinde Türkiye’nin karşı karşıya bulunduğu tehlikeleri anlatarak, Papanın ülkemize yaptığı ziyareti gereği gibi anlamlandırabilmek için genel bir çerçeve çizmeye çalışmıştık.
Bu yazımızda ise Papa 14. Leo’nun Türkiye ziyaretinin arka planındaki hazırlıkları konu edineceğiz. Ta ki, bu ziyaretin Türkiye açısından nasıl bir tehdit yahut tehlike olduğu daha iyi anlaşılsın.
I- Kurulmakta Olan Yenidünya Düzeninde Papalığın Atakları
Önceki yazımızda da belirtildiği gibi Papanın aslî kimliği, bir buçuk milyarlık Katolik Hıristiyanların ruhani lideri olmasıdır. Bununla birlikte Vatikan’ın bir din devleti olması münasebetiyle, Papa bu devletin başı olarak aynı zamanda siyasi bir otoritedir.
Dinî ve siyasi bir müessese olarak Papalığın Anadolu coğrafyası üzerindeki emelleri ve bu toprakları kendilerine vatan yapmak için ne gibi gayretler içinde oldukları, bu yöndeki teorik ve pratik hamleleriyle gayet iyi bilinmektedir. Hususiyle İznik, Bursa, İstanbul ve İzmir üzerindeki yayılmacı ve ideolojik hesaplar daha da nettir.
Papanın bu ziyaretinde hususiyle İznik’te yaşananlar öne çıkmıştır ki bunun haklı sebepleri vardır.
Şöyle ki; bundan 1700 yıl önce, 325 yılında toplanan İznik Konsiliyle, hem muharref bir din olarak Hıristiyanlık yeniden tanımlanmış hem de dağılmaya yüz tutan Doğu Roma’yı (Bizans’ı) toparlamak için gayret sarf edilmiştir.
Hıristiyanlığın yeniden tanımlanmasından maksat, yüzlerce İncil’in ayıklanarak dörde indirilmesidir. Her birinin kendi yazarının adıyla anıldığı bu dört İncil’in muhtevası çerçevesinde, Hıristiyanlıkta üçlü tanrı sistemi yani teslis inancı yeniden tanımlanmış ve Hz. İsa’ya (haşa) tanrılık vasfı izafe edilmiştir. O günden bu yana aradan geçen onlarca asır boyunca ve de halen günümüzde Hıristiyanlığın amentüsünde İsa’nın tanrı olduğuna inanmak vardır. Yani mesela bir Hıristiyan dua ederken ihtiyacını (haşa) tanrı kabul ettiği İsa’ya arz eder; elini ona açar, ondan umar ve bekler. Bunun ibretlik bir örneğini pandemi döneminde görmüştük. ABD’de bir hastanede çaresiz kalan doktorlar, hastanenin bütün personeliyle toplanıp (haşa) tanrı İsa’ya bu pandeminin son bulması için dua etmişlerdi.
İşte Hz. İsa’nın bu şekilde tanrılaştırılma kararının alındığı ve farklı Hıristiyan gruplarının dağılmadan bir arada tutulmaya çalışıldığı yer, İznik Konsilidir.
O günden bu yana aradan 1700 yıl geçmiş ve İznik’te bu mahiyette bir başka toplantı yapılmamıştır.
Anadolu’nun ve Bursa’nın fethinden sonra Müslüman Türklerin elinde olduğu süre içinde de İznik’te böyle bir toplantıya müsaade edilmemiştir. Çünkü böyle bir toplantının dünya genelinde bir Hıristiyan birliğinin kurulmasına hizmet edeceği aşikârdır. Hiç şüphesiz Türkiye böyle bir toplantıya mekân olamaz, olmamalıdır.
Ne var ki, 1700 yıl boyunca tekrarı yaşanmayan bu toplantıya Papanın gelişiyle müsaade edildiği görülmektedir.
Papanın Türkiye ziyaretinin bu kadar anlam kazanmasının bir sebebi de, güce ve barbarlığa dayalı yeni bir dünya düzeninin kurulmaya çalışılmasıdır. Öyle ki, gücü olan, silah üstünlüğü olan, hiçbir hukuk tanımadan zayıfları ezecek ve böylece dünya bir kaosa doğru sürüklenecektir. Böyle bir baskı ve tehdit düzeninin başını çeken, bir terör devleti olan İsrail ve onu azmettiren, destekçisi olan ABD’dir. Batılı diğer devletler de siyasi, askeri ve ekonomik manada onlara zaman zaman kısmi yahut tam destek vermektedir.
II- Hedef Tek Dünya Devleti ve Tek Dindir
Evet, hedef tek dünya devletidir. Böyle bir dünya devletinin tek bir dininin olması planlanmakta, bu din de Hıristiyanlık olarak seçilmiş bulunmaktadır.
Burada akıllara Yahudiler buna nasıl müsaade ediyor diye bir soru gelebilir. Cevabı basittir. İsrail için hedef arz-ı mev’uddur. Bu da sınırları belli olan bir coğrafya olup, bu coğrafyada hâkimiyet kurma noktasında Hıristiyan dünyasının desteğini almış bulunmaktadır.
İşte Papalık Hıristiyanlığın hedeflediği bu dünya hâkimiyeti için atağa kalkmış vaziyettedir.
Şüphesiz ki, küresel zorba güçlerin ve onları destekleyen batılı ülkelerin, daha açık bir ifadeyle Yahudi Hıristiyan ittifakının önündeki en büyük engel, İslam’dır.
Bunun için Vatikan patentli dinlerarası diyalog ve ABD’li Evangelistlerin Ilımlı İslam projeleri, İslam’ı tahrif etmeye ve nihai gelecekte de ortadan kaldırmaya yönelik olarak hazırlanmıştır.
Yine bu çerçevede oluşturulan projelerden biride Chrislam projesidir. Yani İslam’ı Hıristiyanlığın içine monte ederek hükümsüz bırakma teşebbüsüdür.
Bu meyanda yakın geçmişte bir önceki Papanın (Papa Francis’in) BAE ziyaretinde üç dinin (İslam, Yahudilik ve Hıristiyanlık) bir arada ibadet, ayin yapabilmesini hedefleyen, güya üç dinin merkezi konumunda bir yapının açılışı gerçekleştirilmiştir. Böylece tek hak din olan İslam muharref dinlerle eşitmiş gibi gösterilerek İslam’ın vahiy kaynaklı tek hak din olduğu gerçeği iptal edilmek istenmiştir. Böyle sinsi bir hedefin BAE gibi güya bir İslam ülkesinde gerçekleşmiş olması son derece vahim ve üzücüdür.
Yine 2018 yılında Evangelistler İslam ülkelerinden ikisinde, yönetimde Müslüman görünümlü iki genci öne çıkarmak suretiyle bu veçheden de İslam’ı tahrif ve tahribe yönelmişlerdir. Bu ülkeler BAE ve Suudi Arabistan’dır.
Araştırmacılardan öğrendiğimize göre, batılı güçler bu iki genç adamla dört kez görüştüler ve onları kendi hesaplarına çalışan görevli birer eleman gibi kullanıyorlar.
Bugün BAE’nin İsrail’le dost olarak İslam dünyasında açtığı büyük yarayı, keza Sudan’da halkı katleden zalimlere verdiği desteği bilmeyen yoktur.
Suudi Arabistan’ın başındaki Selman ise, bir konser sırasında sahne performansı adı altında Kâbe’yi itibarsızlaştırma teşebbüsünden, Kuran’ın İbranice mealinde Hz. Peygamber’in (s.a.v.) adının çıkarılması ve 300 kadar da tahrifat yapılmasına kadar, işlenmedik neredeyse hiçbir şenaat bırakmamış vaziyettedir.
Bu iki ülkenin İsrail ve batı lehine yapmış olduğu bu tahrifatlar, yine batılılar ve İsrail tarafından devreye konan İbrahim Anlaşmalarıyla da perçinlenmiş; başka İslam ülkelerini de önüne katan bir sel gibi sürüklemeye başlamıştır. Geçtiğimiz haftalarda bu köşede İbrahim Anlaşmalarıyla ilgili iki makale kaleme almış idik.
İsrail, ABD ve batının İslam ülkelerine bu derece nüfuz ederek tahrifata yol açmasının şemsiye kavramı Vatikan’ın ortaya koyduğu dinlerarası diyalog ve ABD’li Evangelistlerin Ilımlı İslam projeleridir.
Dinlerarası diyalog faaliyetleri, bütün bunları da içine alacak şekilde yürütülmektedir ve misyonerlik çalışmalarının legal hale gelmiş şeklidir. Bu sebeple biz bu projenin modern misyonerlik olduğuna sık sık dikkat çekiyoruz.
Bundan evvelki Papanın, yani Papa Francis’in 2021’de yaptığı Irak ziyaretinde dinlerarası diyalogu kullanmak suretiyle nasıl dinî ve ideolojik yayılmacılık gösterdiği bilinmektedir. Ki bu ziyareti değerlendirdiğimiz iki yazımızı hem bu köşede yayınlamış hem de İslam’ı Yok Etmeyi Hedefleyen Modern Misyonerlik Dinlerarası Diyalog adlı kitabımıza almış bulunuyoruz.[1]
Papa 14. Leo’nun Türkiye’ye gelmesinden hemen önce bir gelişme yaşandı. O da Vatikan’la Anglikan Kilisesi arasındaki barış ve birliğin sağlanmasıydı. Vatikan kraliyet ailesi Anglikan Kilisesine gitti ve orada 500 yıllık küslüğü sona erdiren bir ayin gerçekleştirildi. Böylece Katolik dünyayla Anglikan Kiliseleri arasında bir birlik sağlanmış oldu.
Bunun bir sebebinin de Avrupa’da İslam’ın hızla yayılmasından duyulan korku olduğu söylenmektedir.
İşte Papanın Türkiye ziyaretini, Hıristiyan dünyasındaki İslam’a karşı kurulmak istenen birlik ve beraberlik arayışı çerçevesinde gerçekleşen bir hamle olarak değerlendirmek mecburidir.
III- İznik Olayının Dünü ve Bugünü
Şimdi bu ikinci İznik olayıyla tarih tekerrür ediyor. Şöyle ki, 325 yılında 1. Konstantin’in yaptığı İznik’te toplantı çağrısıyla, Hıristiyanlıktaki dağılmaya ve ayrılığa sebep olan hususların ortadan kaldırılması hedeflenmişti. Bugün de yine aynı hedef için çalışılıyor.
Papa 14. Leo’nun, Türkiye ziyaretine başlamadan evvel Türkiye’den İznik’te bir konsilin toplanması için izin talep ettiği ve Türkiye’nin bu talebi kabul ettiği anlaşılıyor.
Bunun arkasında ise Vatikan’ın başı olarak Papanın “Bu topraklar bizimdir” mesajı yatıyor.
Nitekim Papanın Türkiye ziyareti esnasında yapay zekâ ile Vatikan ve Yunanistan tarafından bir senaryo ortaya kondu. Buna göre İstanbul ve Ayasofya’nın kurtarılması için Türklerle bir savaş yapılıyor. Savaşın sonunda Türkiye yenilmiş, Ayasofya ve İstanbul da güya kurtarılmış gösteriliyor.
Ne acıdır ki, adamlar arka planda böyle bir motivasyonla beslenirken bizdeki cahil, ahmak veya kasıtla hareket eden bazı kişiler, Papanın Türkiye’ye gelişinin Türkiye’nin tanıtımına sağlayacağı katkıdan söz ediyorlardı.
IV- Fener Rum Patriği Bartholomeos’un Papanın Türkiye Ziyaretine Önemli Katkısı
Papanın Türkiye ziyaretinin gerçekleşmesinde büyük gayret sarf edenlerden biri de Fener Rum Patriği Bartholomeos’tur.
Onun bu ziyareti desteklemesinin asıl sebebi, İstanbul’da devlet içinde devlet olmak peşinde koşan Ekümenizmin, yani Ortodoks din devletinin ve onun başkanı olarak kendisinin tanınmasına giden yolun açılmasını istemesidir.
Bundandır ki, Bartholomeos bundan önceki Papayı ziyaret etmiş ve onun da Türkiye’ye ziyarete gelmesini talep etmişti. O ölünce aynı taleple yerine gelen 14. Leo’yu da ziyaret etti.
Evet, hâlihazırda Fatih Kaymakamlığına bağlı bir dinî temsilcilik olan Fener Rum Patrikliği, Türkiye içinde tıpkı İtalya içindeki Vatikan gibi bir devlet olmak istiyor. Bunun için de elinden gelen bütün gayreti sarf ediyor.
Mesela Patrik bu maksatla Eylül ayında ABD’ye giderek Trump’la görüştü. Görüşme Dış İlişkilerde, CFR denilen karanlık ağda gerçekleşti. Burada yaptığı konuşmanın ardından Patrik Bartholomeos’a dinî lider ödülü verildi.
Şimdi düşünelim:
Vatikan’ın Anglikan Kilisesiyle barışıp birlik olması Evangelistlerin dünya çapında ortak din olarak Hıristiyanlığı öne çıkarma çalışmaları, keza Papa 14. Leo’nun Türkiye’ye gelerek İstanbul Patriğiyle görüşmesi ve birlikte ortak bir bildiri açıklamaları acaba gelişigüzel gelişmeler olabilir mi? Bunlar neyin hazırlığıdır? Bunun adını biz koyalım:
Bu, modern bir haçlı seferi hazırlığı ve çalışmasıdır. Böylece Hıristiyanlar, Katolik, Ortodoks, Evangelist, Anglikan vs. bütün mezheplerini bir çatı altında toplayacak, güçlerini birleştirecek ve belki de yakın bir gelecekte siyasi ve askerî anlamda da atağa kalkacaklardır. Hiç şüphesiz ki bu atak, batıyla sınırı olan ve de coğrafyası kutsal vatan ilan edilen Türkiye’nin işgal edilmesini de evveliyetle içine alacaktır.
İşte Papanın Türkiye’ye yaptığı ziyaret; arka planındaki bu gelişmeler doğrultusunda dikkate alınmalı, değerlendirme ve yorumlar buna göre yapılmalıdır. Bu gerçekler ortadayken, “Biz güçlüyüz, kendimize güveniyoruz, Papanın gelmesi turizme katkı yapacaktır” gibi basit, sığ ve ayağı yere basmayan hayalî değerlendirmeler gerçekleri ört bas etmeye çalışmaktan başka bir mana ifade etmez.
Bu ziyaret çerçevesinde Türkiye’de büyük akâid ihlalleri yaşanmıştır. Üstelik bunların tehlikesi bireysel bazda kalmayıp, milli ve manevi birlik beraberliğimize darbe vurabilecek boyuttadır.
Papa ziyaretinin halkımız nezdinde uyandırdığı büyük rahatsızlık ve tepkinin sebebi budur. Konuya gelecek yazımızda da devam edeceğiz.
[1] PAPANIN IRAK ZİYARETİ Yahut İSLAM’A AÇILAN SAVAŞ
https://www.istiklal.com.tr/yazarlar/papanin-irak-ziyareti-yahut-islama-acilan-savas-954770h
TÜRKİYE ÜZERİNDEKİ HESAPLAR, TEHLİKELER VE ÇARELERİ
https://www.istiklal.com.tr/yazarlar/turkiye-uzerindeki-hesaplar-tehlikeler-ve-careleri-954797h

